Başarı Arayışı(2): Başarı ne değildir?

6. Eylül 2008

Geçen seferki yazımızda başarının başka insanlar tarafından nasıl yorumlandığından ve bu yorumların bizim başarılı olmamız için hiçbir anlamı olmadığından bahsetmiştik.
 

“Neden hep kavramların tanımlarını bulmaya çalışmakla çıkarız aradığımız yola? Sizce bir işte başarılı olmak için başarı kavramının tanımını bilmek mi gerekir? Sadece bu kavramı zihnimizde özümsemek, anlamak yeterli değil mi?“ diyerek bitirmiştik yazımızı. Smile


Bu yazımızda başlıktan da anlaşılacağı gibi Başarı dediğimiz kavramın neler olmadığından biraz bahsetmek istiyorum. Başarı dediğimizde başarılı insanlar dahil çoğu insanın kafasında bazı imajlar belirir. Bu imajlar bizim başarılı olarak tanımladığımız insan karakterlerine ait imajlardır ki hepsi aslında bizim dışımızda çevresel faktörlerden oluşur. Bu imajlar öyle kolay kolay da kafamızın içine giremezler. Çocukluk çağlarımızdan bugüne izlediğimiz her çizgi film, dizi veya filmlerin, ailemizde sevdiğimiz ya da bizi sevmesini istediğimiz bireylerin görüşlerinin ve konuşmalarının, okul çağımızda okuldaki en karizmatik ya da en korkulan çocuğun bile… Yell vb. bunda etkisi vardır.  Birde lise çağlarını düşünün; karşı cinsle ilişkiler, para ve rahatlık, ders ve sınavlardaki yüksek puanlar özellikle ÖSS deneme sınavı gibi birçok yeni etken geliyor. Üniversite çağlarından bahsetmiyorum bile çünkü bütün bunlar liseden sonraki devrede harmanlanmaya başlıyor. Siz buna ister “üniversitede hissedilen yalnızlık(üniversite kazananlar için)” ister “üniversite kazanamama depresyonu(üniversite kazanamayan ya da kazanmayanlar için)” deyin ki çoğu aile bu dönemin farkındadır. Bu çetrefilli döneme giriş kolay olsa da çıkışı pek kolay olmaz hatta ben bazı insanların bu dönemden 30 yaşlarının ortalarına kadar çıkamadığını bile düşünüyorum. Çevremizde bu şekilde çok insan görebiliriz. Özellikle bu dönemdeki gençlerde ne istediğine hala karar veremediğini söyleyen çok olur. Bunun nedeni kendisine bu imajlar arasında bir yol çizememesi ya da çizmek için çok geç kaldığını düşünmesidir. Bu kadar fazla imajın arasından kim herkes için doğru olanları seçtiğini düşünebilir ki? Başkaları için doğru olduğuna inanın ya da inanmayın, biz sadece kendi karakterimizi ortaya koyup bize uygun olan görüntüleri ve geleceği seçebiliriz.

Aranızda kesin soranlarınız olacak;
Soru-1: Peki, başka faktörlerin etkisinde kalarak kendi başarı çerçevemizi yaratmamız mümkün müdür?
-Elbette mümkündür. Çoğu başarılı olduğuna inandığımız insanında yaptığı zaten budur. Başarılı gördükleri ve kendilerine örnek aldıkları, modelledikleri insanlardan bir ana çerçeve oluşturmak.

Soru-2: Bu dediklerin bizim işimize nasıl yarar?
-Sizden dileğim, bugün kendinizi rahat, güvendiğiniz ve düşünebildiğiniz bir ortama götürün. Bu isterseniz deniz kenarında bir kafe olabilir, isterseniz bir nargileci, isterseniz de evinizin balkonu. Yanınıza illa birini almak istiyorsanız; boş konuşmayacağınız, samimi ve konuşmaktan çok düşünmenizi sağlayacak bir insan olmasına özen gösterin. “Gerçekten benim başarılı biri olmaktan bahsederken hedeflediğim ne?”, bu soruyu kendinize sorun ve yanıt/yanıtlar arayın. Futbolcu mu olmak istiyorsunuz, çok ünlü bir sanatçı mı ya da çok zengin bir işadamı mı olmak istiyorsunuz. Kafanızdaki gereksiz imajları silin ki önünüzü daha rahat görebilesiniz. Gereksiz yere zaman harcamayıp doğru adımları bir an önce atabilesiniz. Başarı arayışında belki de aşmamız gereken ilk engel bu. Basit olduğunu mu düşünüyorsunuz? Innocent

Yazan: Mustafa Bodur

Fikirler ,

Başarı Arayışı(1): Başarı nedir?

28. Ağustos 2008

Bugün, 28 Ağustos 2008. Bu dünyaya gözümü açtığımdan beri "8748" gün geçmiş. İnsanlık tarihinde fark edilemeyecek kadar kısa bir aralık, özellikle de sadece yazının icadından sonra yaklaşık 5200 yıl geçtiğini ve insanlığın birçok ilerleme kaydettiğini düşünürsek. O zamanlar tarım, teknoloji(alet yapımı), ticaret ve sağlıktan ibaret bir yaşam biçimi şimdilerde onlarca ana farklı kol ve binlerce farklı alt kategoriye bölünmüş durumda.

Hayatımızda zamanla gelişimler ve değişimler olması zaten normal, asıl anormal olan olması beklenen ve istenen değişimlerin gerçekleşmemesi. Yani asıl sormamız gereken sorular o zamanlardan şimdiye insanlıkta neler değişmedi, neden değişmedi? Bence zaten hepimizde bu düşünce gizliden gizliye bulunuyor. Burada bilgisayar karşısında otururken yarının, bugünden hatta dünden pek bir farkı olmayacağını düşünüyorum. Ve bu düşünce gün geçtikçe pek değişmiyor.

Bugün yaptığınız hiçbir şeyin kendinizi farklı, özel hissettirmediğini ya da kendinizi özel hissettiğiniz günlerin hep anılarda mı kaldığını düşünüyorsunuz? İnanın yalnız değilsiniz! Böyle söyleyince kendimi televizyonda ürün satmaya çalışan pazarlamacılar gibi hissettim. :) Bazı günler uyandığımda kendimi aynı sıradan sorulara cevaplar ararken buluyorum. "Bugün neler yapacağım?", "Bunları ne sırada yapsam?", "Acaba biraz daha mı dinlensem?", "Günlük işler bitince kalan boş vaktimde nelerle uğraşsam?"... Çoğunlukla "bugünü nasıl daha iyi değerlendiririm veya bugünü benim için nasıl özel kılabilirim?" diye bir soru kendime sormuyorum. Zaten sorduğumda da ya verdiğim yanıtları beğenmiyorum ya da bu uğraşa girmekten çekiniyorum. Sanırım eylemsizlik yasası insan yaşamı içinde geçerli. Eylemsizlik yasası der ki "Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, ya da etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cisim durumunu değiştirmez; yani duruyorsa durur, deviniyorsa yani hareket ediyorsa, devinimini bir doğru boyunca devam ettirir." Sonuç olarak kendimi böyle hissettiğimde ya kendimi harekete geçirebilecek bir kuvvet bulamadığımı düşünürüm ya da birbirini etkisizleştiren birden fazla kuvvetin etkisi altında kaldığımı ki bana insan doğası gibi karmaşık bir yapıdan bahsederken ikincisi daha mantıklı geliyor nedense.

Başarının butonu

Tanıdık çevremde konuştuğum birçok insan "Bir gün istediğim yere gelmek istiyorum ama bunun için çalışmıyorum, çalışamıyorum?" vb. gibi sorunlardan şikayet ediyor ve kendilerini daha fazla mutsuz ve umutsuz durumda hissediyorlar. Vereceği sırları öğrenmek için NLP kitaplarının içine gömülüp zamanının çoğunu benzer kitapları okumakla geçiren ve her kitabı bitirdiğinde de bu kitaplar bir işe yaramıyor diyen arkadaşlarımın sayısı da yadsınacak kadar az değil. Çünkü aslında arzuladığı geleceğe ulaşmanın yolu kitaplarda sır aramak değil. Her insanın mutlu olmak ya da yeteri kadar zengin olmaya karşı bir sorunu olmayacağı bir gerçek. Ama genel itibariyle nerede olursa olsun amacımız hep "Başarılı Olmak"; iyi bir anne ya da baba olarak, iyi bir evlat olarak, iyi bir yönetici ya da iyi bir yüzücü olarak... Aslında kim ve ne olmak istiyorsak, onda başarılı olmak istiyoruz ve bir süre sonra yeni durumumuza bağımlı olup daha fazlasını istemeye başlıyoruz.

Başarı hakkında o kadar çok saçma sapan yorum ve söz var ki okuyup bu sözleri değerlendirmeye başladıkça anlıyorsunuz bu karmaşayı. Ne ararsanız var!
-Başarı için; geçmişe bakıp yaptıklarımızı tarttığımızda yapmamız gerekenleri yapıp yapmamamız gerekenleri yapmamamız olduğunu söyleyenler.
-Başarının eşitliği reddeden bir yarışın ürünü olduğunu söyleyenler.
-Kazanılan her şeyin başarı olduğunu söyleyenler... daha neler neler.. Cool

Neden hep kavramların tanımlarını bulmaya çalışmakla çıkarız aradığımız yola? Sizce bir işte başarılı olmak için başarı kavramının tanımını bilmek mi gerekir? Sadece bu kavramı zihnimizde özümsemek, anlamak yeterli değil mi?

Yazan: Mustafa Bodur

Fikirler ,