Bugün, 28 Ağustos 2008. Bu dünyaya gözümü açtığımdan beri "8748" gün geçmiş. İnsanlık tarihinde fark edilemeyecek kadar kısa bir aralık, özellikle de sadece yazının icadından sonra yaklaşık 5200 yıl geçtiğini ve insanlığın birçok ilerleme kaydettiğini düşünürsek. O zamanlar tarım, teknoloji(alet yapımı), ticaret ve sağlıktan ibaret bir yaşam biçimi şimdilerde onlarca ana farklı kol ve binlerce farklı alt kategoriye bölünmüş durumda.
Hayatımızda zamanla gelişimler ve değişimler olması zaten normal, asıl anormal olan olması beklenen ve istenen değişimlerin gerçekleşmemesi. Yani asıl sormamız gereken sorular o zamanlardan şimdiye insanlıkta neler değişmedi, neden değişmedi? Bence zaten hepimizde bu düşünce gizliden gizliye bulunuyor. Burada bilgisayar karşısında otururken yarının, bugünden hatta dünden pek bir farkı olmayacağını düşünüyorum. Ve bu düşünce gün geçtikçe pek değişmiyor.
Bugün yaptığınız hiçbir şeyin kendinizi farklı, özel hissettirmediğini ya da kendinizi özel hissettiğiniz günlerin hep anılarda mı kaldığını düşünüyorsunuz? İnanın yalnız değilsiniz! Böyle söyleyince kendimi televizyonda ürün satmaya çalışan pazarlamacılar gibi hissettim. :) Bazı günler uyandığımda kendimi aynı sıradan sorulara cevaplar ararken buluyorum. "Bugün neler yapacağım?", "Bunları ne sırada yapsam?", "Acaba biraz daha mı dinlensem?", "Günlük işler bitince kalan boş vaktimde nelerle uğraşsam?"... Çoğunlukla "bugünü nasıl daha iyi değerlendiririm veya bugünü benim için nasıl özel kılabilirim?" diye bir soru kendime sormuyorum. Zaten sorduğumda da ya verdiğim yanıtları beğenmiyorum ya da bu uğraşa girmekten çekiniyorum. Sanırım eylemsizlik yasası insan yaşamı içinde geçerli. Eylemsizlik yasası der ki "Herhangi bir cisim üzerine bir kuvvet etki etmiyorsa, ya da etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfırsa, cisim durumunu değiştirmez; yani duruyorsa durur, deviniyorsa yani hareket ediyorsa, devinimini bir doğru boyunca devam ettirir." Sonuç olarak kendimi böyle hissettiğimde ya kendimi harekete geçirebilecek bir kuvvet bulamadığımı düşünürüm ya da birbirini etkisizleştiren birden fazla kuvvetin etkisi altında kaldığımı ki bana insan doğası gibi karmaşık bir yapıdan bahsederken ikincisi daha mantıklı geliyor nedense.
Tanıdık çevremde konuştuğum birçok insan "Bir gün istediğim yere gelmek istiyorum ama bunun için çalışmıyorum, çalışamıyorum?" vb. gibi sorunlardan şikayet ediyor ve kendilerini daha fazla mutsuz ve umutsuz durumda hissediyorlar. Vereceği sırları öğrenmek için NLP kitaplarının içine gömülüp zamanının çoğunu benzer kitapları okumakla geçiren ve her kitabı bitirdiğinde de bu kitaplar bir işe yaramıyor diyen arkadaşlarımın sayısı da yadsınacak kadar az değil. Çünkü aslında arzuladığı geleceğe ulaşmanın yolu kitaplarda sır aramak değil. Her insanın mutlu olmak ya da yeteri kadar zengin olmaya karşı bir sorunu olmayacağı bir gerçek. Ama genel itibariyle nerede olursa olsun amacımız hep "Başarılı Olmak"; iyi bir anne ya da baba olarak, iyi bir evlat olarak, iyi bir yönetici ya da iyi bir yüzücü olarak... Aslında kim ve ne olmak istiyorsak, onda başarılı olmak istiyoruz ve bir süre sonra yeni durumumuza bağımlı olup daha fazlasını istemeye başlıyoruz.
Başarı hakkında o kadar çok saçma sapan yorum ve söz var ki okuyup bu sözleri değerlendirmeye başladıkça anlıyorsunuz bu karmaşayı. Ne ararsanız var!
-Başarı için; geçmişe bakıp yaptıklarımızı tarttığımızda yapmamız gerekenleri yapıp yapmamamız gerekenleri yapmamamız olduğunu söyleyenler.
-Başarının eşitliği reddeden bir yarışın ürünü olduğunu söyleyenler.
-Kazanılan her şeyin başarı olduğunu söyleyenler... daha neler neler..
Neden hep kavramların tanımlarını bulmaya çalışmakla çıkarız aradığımız yola? Sizce bir işte başarılı olmak için başarı kavramının tanımını bilmek mi gerekir? Sadece bu kavramı zihnimizde özümsemek, anlamak yeterli değil mi?
Yazan: Mustafa Bodur
Fikirler
başarı, kararsızlık