by Mustafa-Bodur
6. Eylül 2008 21:41
Geçen seferki yazımızda başarının başka insanlar tarafından nasıl yorumlandığından ve bu yorumların bizim başarılı olmamız için hiçbir anlamı olmadığından bahsetmiştik.
“Neden hep kavramların tanımlarını bulmaya çalışmakla çıkarız aradığımız yola? Sizce bir işte başarılı olmak için başarı kavramının tanımını bilmek mi gerekir? Sadece bu kavramı zihnimizde özümsemek, anlamak yeterli değil mi?“ diyerek bitirmiştik yazımızı. 
Bu yazımızda başlıktan da anlaşılacağı gibi Başarı dediğimiz kavramın neler olmadığından biraz bahsetmek istiyorum. Başarı dediğimizde başarılı insanlar dahil çoğu insanın kafasında bazı imajlar belirir. Bu imajlar bizim başarılı olarak tanımladığımız insan karakterlerine ait imajlardır ki hepsi aslında bizim dışımızda çevresel faktörlerden oluşur. Bu imajlar öyle kolay kolay da kafamızın içine giremezler. Çocukluk çağlarımızdan bugüne izlediğimiz her çizgi film, dizi veya filmlerin, ailemizde sevdiğimiz ya da bizi sevmesini istediğimiz bireylerin görüşlerinin ve konuşmalarının, okul çağımızda okuldaki en karizmatik ya da en korkulan çocuğun bile…
vb. bunda etkisi vardır. Birde lise çağlarını düşünün; karşı cinsle ilişkiler, para ve rahatlık, ders ve sınavlardaki yüksek puanlar özellikle ÖSS deneme sınavı gibi birçok yeni etken geliyor. Üniversite çağlarından bahsetmiyorum bile çünkü bütün bunlar liseden sonraki devrede harmanlanmaya başlıyor. Siz buna ister “üniversitede hissedilen yalnızlık(üniversite kazananlar için)” ister “üniversite kazanamama depresyonu(üniversite kazanamayan ya da kazanmayanlar için)” deyin ki çoğu aile bu dönemin farkındadır. Bu çetrefilli döneme giriş kolay olsa da çıkışı pek kolay olmaz hatta ben bazı insanların bu dönemden 30 yaşlarının ortalarına kadar çıkamadığını bile düşünüyorum. Çevremizde bu şekilde çok insan görebiliriz. Özellikle bu dönemdeki gençlerde ne istediğine hala karar veremediğini söyleyen çok olur. Bunun nedeni kendisine bu imajlar arasında bir yol çizememesi ya da çizmek için çok geç kaldığını düşünmesidir. Bu kadar fazla imajın arasından kim herkes için doğru olanları seçtiğini düşünebilir ki? Başkaları için doğru olduğuna inanın ya da inanmayın, biz sadece kendi karakterimizi ortaya koyup bize uygun olan görüntüleri ve geleceği seçebiliriz.
Aranızda kesin soranlarınız olacak;
Soru-1: Peki, başka faktörlerin etkisinde kalarak kendi başarı çerçevemizi yaratmamız mümkün müdür?
-Elbette mümkündür. Çoğu başarılı olduğuna inandığımız insanında yaptığı zaten budur. Başarılı gördükleri ve kendilerine örnek aldıkları, modelledikleri insanlardan bir ana çerçeve oluşturmak.
Soru-2: Bu dediklerin bizim işimize nasıl yarar?
-Sizden dileğim, bugün kendinizi rahat, güvendiğiniz ve düşünebildiğiniz bir ortama götürün. Bu isterseniz deniz kenarında bir kafe olabilir, isterseniz bir nargileci, isterseniz de evinizin balkonu. Yanınıza illa birini almak istiyorsanız; boş konuşmayacağınız, samimi ve konuşmaktan çok düşünmenizi sağlayacak bir insan olmasına özen gösterin. “Gerçekten benim başarılı biri olmaktan bahsederken hedeflediğim ne?”, bu soruyu kendinize sorun ve yanıt/yanıtlar arayın. Futbolcu mu olmak istiyorsunuz, çok ünlü bir sanatçı mı ya da çok zengin bir işadamı mı olmak istiyorsunuz. Kafanızdaki gereksiz imajları silin ki önünüzü daha rahat görebilesiniz. Gereksiz yere zaman harcamayıp doğru adımları bir an önce atabilesiniz. Başarı arayışında belki de aşmamız gereken ilk engel bu. Basit olduğunu mu düşünüyorsunuz? 
Yazan: Mustafa Bodur